KÖPEK… | GazeteKalemGazeteKalem

30 Kasım 2021 - 06:17

KÖPEK…

KÖPEK…
Son Güncelleme :

04 Kasım 2021 - 22:26

Bu yazıyı gerçek bir hayat hikâyesinden esinlenerek yazıyorum…

Çok değil daha bir yıl öncesine kadar “Köpek” dendiği zaman bendeki algı çok farklıydı.

Genellikle insanlar kızdıkları zaman, birbirlerini incitmek için “Köpek” derler.

İşin doğrusu ben de öyle algılıyordum…

Taa ki bir köpeğimiz olana kadar.

Oysa hiç de öyle olmadığını çok geç fark ettim.

Meğer “köpek” canmış, “köpek” dostmuş, “köpek” demek sevgi imiş, “köpek” demek karşılıksız sevmekmiş.

Rahmetli Bekir Coşkun ağabeyimizin yıllarca hayvanlar üzerine yazdığı yazıları okudum. Ancak “Bal”ı tanıyıncaya kadar sadece okuduğumu anladım.

******

Olay şöyle gelişti…

Geçen yılın başında mütevazı bahçeli bir eve taşındık.

Başta oğlum olmak üzere herkes artık eve bir “köpek” almanın gerektiğini söylediklerinde; şiddetle karşı çıkmıştım.

İkna etmeleri mümkün değildi. Kedi, köpek çok sevdiğim şeyler değildi.

Hatta kedi besleyenlerin evlerinde yemek bile yemiyordum.

Sırf bu nedenle kız kardeşimin evine girmiyor, bahçede oturuyordum…

Her şey geçen yaz, yazlık komşumuz emekli albayın bahçesine bir yavru köpeğin sığınmasıyla başladı.

Küçük köpeği dövmüşler ve atmışlar, o da komşumuzun bahçesine sığınmış.

Anlattıklarına göre üç gün hiçbir şey yemeden bahçede yatmış.

Daha sonra biz gördük. Küçük yavru ve ürkekköpeciği…

Onunla anlaşmaya, sevmeye çalıştık ama bir türlü başaramadık. Zira hem o insanlardan korkuyor hem de biz hayvan nasıl sevilir, nasıl iletişim kurulur bilmiyorduk.

Vidolarını çekip Ankara’da olan oğluma gönderdim. “O köpeği getirin” dedi.

Zaten çok istiyordu, Allah da ayağımıza kadar göndermişti.

Ancak ben hala tereddüt ediyordum.

Doğrusunu isterseniz bu yaştan sonra köpek bakımını üstlenmek istemiyordum.

Oğlum her türlü bakımını kendisinin üstleneceğine söz verdi ve köpeği getirmemisöyledi.

Komşumuzun eşi yavru köpeğin gözleri bal renginde olduğu için adını “Bal” koymuş.

Biz de bu ismi devam ettirdik.

Demiştim ya; bir hayvan ile nasıl iletişim kurulur bilmiyorduk. Bu nedenle İzmir’deki iki yeğenimden yardım istedik.

Onlarla birlikte Ankara’ya getirdik “Bal”ı.

Kısa sürede sitemizin sevgilisi oldu.

Özellikle çocuklar ve komşularımız “Bal”dan çok hoşlandı, herkes “Bal”la oynamak için fırsat kolluyordu.

Kızım ve arkadaşları Bal’ı görmek için öğlen iş yerlerinden kaçıp geliyorlar, akşamları gelip bal ile oynuyorlardı.

Kısa sürede biz “Bal”ı, “Bal” da bizi çok sevmiştik.

Herkesin yolunu gözlüyor, hepimiz ile ayrı ayrı ilgileniyordu.

“Sevginin” “Sevmenin” ne olduğunu biz “Bal”dan öğrendik.

Meğer gerçek sevgiyi ve karşılıksız sevmenin nasıl olduğunu hiç bilmiyormuşuz!..

Bir zamanlar “köpek” diye hiç düşünmeden argo olarak kullandığımız kelime bizim için artık yaşam kaynağımız olmuştu.

********

Zaman zaman belediyenin basket sahasına götürüp orada koşturuyorduk.

Dörtnala koşmayı ve oyun oynamayı çok seviyordu.

Bir gün belediye görevlileri basket sahasına köpek sokmamıza izin vermediler.

Yaşadığımız bölgede koşması için çok park vardı ancak sokak köpekleri geliyor ve rahat edemiyorduk.

Bu nedenle parkta çok da serbest bırakamıyorduk.

Bir gün parka götürmüştüm. Oynamak için fazlasıyla enerjisi vardı. Bende tasmasından çıkardım. Sağa sola koşup parkın tadını çıkartıyordu.

Ne olduysa işte o an oldu.

Üç saniyede yoldan geçen arabanın üzerine hızlıca gidip atladı.

Araba durmuştu. Bal viyaklayarak parka doğru geri kaçtı.  Ancak tek ayağının üzerine basamıyordu.

Hemen alıp veterinere götürdük. Üç gün gözetim altında tutular.

Psikolojimiz altüst olmuştu. Sanki evden cenaze çıkmıştı.

Bal kurtulsun diye adaklar adıyorduk.

Üç günün sonunda balın ayağının basamayacağını söylediler.

En iyi veteriner nerede var araştırmaya başladık.

Ancak tüm kapılar suratımıza “çok zor” diyerek kapanıyordu.

Araştırmalarımız sonunda Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesinde Profösör Ömer Beştaşlı’nın ayağını düzeltebileceğini söylediler.

Uzun uğraşlar sonunda kendisinden randevu alarak muayene ettirdik. Başlangıçta herkes gibi o da,“ayağının kesileceğini,üçayak ile de ihtiyaçlarını karşılayabileceğini söylese de iki hafta beklemenin daha doğru olacağını” söyledi.

Dünya başımıza yıkılmıştı.

Eve gidene kadar eşim hıçkıra hıçkıra ağladı. Bense gizli gizli…

İki haftanın sonunda hocamız “bacağı kurtarabiliriz, fizik tedaviye başlayalım” talimatını verdiğinde dünyalar bizim olmuştu.

Artık “Bal”ın ayağı kurtulacak ümidi ile yaşamaya başlamıştık.

Haftada iki gün fakülteye “lazer” tedaviye götürüyor, haftanın yedi günü de evde aldığımız bir makine ile fizik tedavisine devam ediyoruz.

İnşallah “Bal” ayağının üzerine basacak.

Bize “sevgiyi” ve “sevmeyi” öğreten bal üçayağı ile yine hepimiz ile ilgilenmeye devam ediyor. O normal hayatını yaşıyor. Ancak biz herşeye rağmen onun eski haline dönmesi için uğraşıyoruz.

İnşallah başaracağız.

İyiki bir “Köpek” girdi hayatımıza…

İyi ki varsın “Bal”

İyi ki varsın “Balım”

Seni çok seviyorum.

Haa Bal’ın bakımı mı? Tabiki oğlum herşeyi benim üzerime yıktı. Her evde olduğu gibi…

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.